|
Türk modernleşmesinin en önemli meselesi olarak beliren Türk(!) Aydını(!), yaşadığı yıllar fark etmeksizin, ister 19.yy ister 20.yy ya da 21.yy, kronikleşen hastalığından kurtulamamış gözükmektedir. Bu yazının amacı Türk Aydını tartışmak olmamakla birlikte, bu hususun yazılanlarla çok yakından alakalı olduğu da unutulmamalıdır.
Türkiye'nin gündemi, yaşadıklarımı anlamlandırmaya başlamamdan bugüne kadar ana başlıkları belirlenmiş konular etrafında şekillenmektedir. Bu gündem, yerel olarak; laiklik, türban, demokrasi, bölücü terör, genel ekonomik durum, işsizlik, gelir dağılımı adaletsizliği. Uluslar arası alanda ise; Kıbrıs, Ortadoğu, içerideki bölücü terörün uluslar arası boyutu, ABD ile ilişkiler, AB ile ilişkiler, Ermeni meselesi vs. gibi sıralanabilir. Bu kapsamı çok geniş, ancak sığ bir içerikle yapılan tartışmaların baş aktörleri ise ülkemizin güzide medyasının belli başlı köşe yazarlarıdır.
Ne hikmet-i Hüda'dır ki bu köşe yazarları bu kadar geniş sahası olan bu konuların tamamında uzmandır ve onların sözü herkes için geçer akçedir. Ancak takdir edilecektir ki bu sıraladığım meselelerden biri hakkında fikir beyan etmek bile asgari bir entelektüel gayret gerekmektedir. Ancak kendilerini aydın sayan bu köşe yazarlarının böyle bir entelektüel çaba içerisinde olmak yerine, sağından solundan iktidarların bir köşesine tutunup yaşama hevesi içerisinde olduğunu söylemek daha doğru olacaktır. Zira entelektüel bir gayretin altına giren aydının omuzlarında bir takım sorumluluklar vardır, ancak iktidarların eteğindeki aydının(!) tek yapması gereken yağcılık yaparak ve iktidarın muhaliflerine iftira atarak iktidarı savunmaktır. ıktidar derken iktidarı dar kapsamda, sadece bir hükümet olarak düşünmemek gerekir. Çünkü bu köşe yazarlarının bağlı oldukları iktidarlar da farklı farklıdır. Konuyu daha fazla dağıtmamak için bu hususu geçiyorum.
Buraya kadar yazdıklarımızın ışığında yazının esas konusunu tartışmaya başlayabiliriz.
Türkiye gündeminin içine hapsedildiği önemli bir alanı Ermeni Soykırımı iftiraları teşkil etmektedir. Ermeni Soykırımı iddialarının bizim açımızdan geçerli olan objektif varlığından Çandar-Birand Ekseninde Ermeni Meselesi başlıklı yazımızda belirttik. O yazımızdan buraya kısa bir alıntı yapalım:
“19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren emperyalizmin kışkırtmalarına kapılan millet-i sadıka, Ermeniler, Doğu Anadolu'da bir Ermeni Devleti kurma çabasına girişmiştir. Ancak Doğu Anadolu'da böyle bir Ermeni Devletinin kurulmasına temel teşkil edecek bir yapının olmaması, yani Ermenilerin bölgede nüfus olarak çoğunlukta olmamaları, Ermeni Devletinin önünde bir engeldi. Doğal yollardan nüfuslarının artmasının mümkün olmadığını gören Ermeni çeteler, farklı bir yoldan nüfus çoğunluğunu ele geçirmeye kalktılar. Bu yol, oradaki Ermeni olmayan insanımızı katletmekti. I.Dünya Savaşına kadar yüz binlerce Türk'ü katleden Ermeniler, I. Dünya Savaşında da vatandaşı oldukları Devlet-i Aliyye'yi Ruslarla işbirliği yaparak arkadan vurdular. Buna karşılık Osmanlı Devletinin aldığı önlem ise zorunlu iskândı. ışte bizim açımızdan Ermeni meselesi budur!”
Ancak özellikle 196o'lardan sonra planlı bir şekilde Ermeni tarafınca yürütülen Ermeni Soykırımı iftiraları, olayın gerçekliğinden farklı bir sanal gerçeklik yaratmayı amaçlamış ve bunda da oldukça başarılı olmuşlardır. Bu arada belirtmek gerekir ki Ermenilerin, bu tür iftiraları ülkemizde savunacak aydın(!) bulmakta zorluk çektiğini söylemek maalesef mümkün değildir.
SSCB'nin dağılması ve bağımsız Ermenistan Devleti'nin kurulması ile soykırım tartışmalarına yeni bir boyut daha eklenmiştir. O da Türkiye-Ermenistan arasındaki ilişkilerinin hangi mahiyette ve ne düzeyde olacağına ilişkindir.
Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin hangi mahiyette ve ne düzeyde olacağını belirleyen iki önemli sacayağı vardır. Birincisi Ermeni Soykırımı iftiraları, ikincisi ise Azerbaycan-Ermenistan ilişkileridir. Bu arada Ermenistan'ın Kars anlaşmasını tanımadığını ve anayasalarında Türkiye topraklarından Batı Ermenistan olarak bahsettiklerine hiç değinmiyorum.
Birinci sacayağına ilişkin özellikle 1960lardan sonrasına dayanan soykırım propagandası, Ermeni Diasporasının önderliğinde, oldukça başarılı olmuştur. Farklı ülkelerde yaşayan Ermeniler, bir başka millete iftira atarak, ortak bir acı yaratıp milli kimliklerinin kaybolmasına mani olmuşlardır. Tabi ki, soykırım iftirasının tek hedefi bu değildir. Soykırıma uğramış olduklarını iddia ederek Yahudilerin II.Dünya Savaşından sonra aldıkları tazminatlar benzeri maddi menfaat sağlamak da Ermeni soykırımı iftirasının bir hedefidir.
Soykırım iftirasının diğer bir boyutunu Türkiye-ABD ilişkileri etrafında irdelemek de mümkündür. Yaklaşık 20 senedir, 24 Nisan'da Amerikan başkanının soykırım kelimesini kullanmaması adına girişimlerde bulunulur. Bunun karşılığında hangi tavizlerin verildiği net olmasa bile, lobi gruplarına milyonlarca dolar para aktarıldığı bilinmektedir. Soykırım yalanını yasalaştırma yolundaki ABD hükümeti, bu yalanı yasalaştırmasa bile şimdiden çok fazla şey kazanmıştır. Bu yalanı yasalaştırmamak için Türkiye'ye önerilen şeyler ise; tarihinizle yüzleşin, Ermenistan ile iyi ilişkiler kurun, soykırım iddialarını görmezden gelmeyin, 301. maddeyi kaldırın, ezber bozun safsataları türünden.
Ben, naçizane, bu ezber bozma olayına kafayı çok taktığım için bir ezber bozma da ben deneyeyim dedim. Aşağıya Ermeni teröristlerin işlediği bazı cinayetleri sıralayacağım ezber bozma cihetinden, bakalım işe yarayacak mı?
1989-1994 yılları arasında Dağlık Karabağ'da Ermeniler tarafından 29 terör eylemi yapıldı, iki sivil helikopter ve iki yolcu uçağı düşürüldü.
16 Eylül 1989'da Tiflis-Bakü seferini yapan yolcu otobüsüne yapılan bombalı saldırı sonucunda 5 kişi öldü, 25 kişi yaralandı.
16 şubat 1990'da şuşa-Bakü seferini yapan yolcu otobüsüne yapılan bombalı saldırı sonucunda 2 kişi öldü, 13 kişi yaralandı.
10 Ağustos 1990'da Tiflis-Ağdam seferini yapan yolcu otobüsüne yapılan bombalı saldırı sonucunda 20 kişi öldü, 30 kişi yaralandı.
9 Ocak 1991'de Laçın-şuşa yolunda yapılan silahlı saldırı sonucunda Azerbaycan Gençleri gazetesi muhabiri Salatın Esgerova ve üç Rus subay öldürüldü.
30 Mayıs 1991 yılında Ermeni teröristler tarafından Moskova-Bakü seferini yapan trenin Dağıstan'ın Hasavyurt istasyonunda bombalanması sonucunda 11 kişi öldü 22 kişi yaralandı.
31 Haziran 1991'de Dağıstan'ın Temirtau istasyonunda, Bakü'ye gelen yolcu treninin bombalanması sonucunda 16 kişi öldü, 20 kişi yaralandı.
20 Kasım 1991'de Ermeni teröristler tarafından ısıya duyarlı roketle düşürülen helikopterde barış görüşmelerinin başlatılması için Karabağ'a giden, Azerbaycan Devlet Bakanı T. ısmayilov, Başbakan Yardımcısı Z. Haciyev, ıçişleri Bakanı M. Esedov, Başsavcı ı. Gayıbov, milletvekilleri V. Caferov, V. Mehmetov, Devlet Başkanlığı Ofisi Danışmanı O. Mirzeyev, Devlet Bakanı G. Namazaliyev, Dağlık Karabağ Başsavcısı ı. Plavskiy, Dağlık Karabağ ıstihbarat Örgütü Başkan Yardımcısı S. ıvanov, Dağlık Karabağ ıçişleri Bakanı Tüğgeneral V. Kovalev, Dağlık Karabağ Olağanüstü hal Komutanı N. Jilkin, Devlet Başkanı Danışmanı Yardımcısı R. Mehmetov, Azerbaycan Devlet Televizyon Komitesinde çalışan A. Mustafayev, A. Hüseyinzade, F. şahbazov, Rusya temsilcileri Tuğgeneral ı. Lukaşov, Albay V. Koçarov ve Kazakistan ıçişleri Bakanı Birinci Yardımcısı Tuğgeneral S. Serikov hayatını kaybetti.
28 Ocak 1992'de Ağdam-şuşa seferini yapan helikopterin düşürülmesi sonucunda 41 sivil hayatını kaybetti.
22 şubat 1993'te Kislovodsk-Bakü seferini yapan yolcu trenine Çeçenistan'ın Gudermes istasyonunda yapılan bombalı saldırı sonucunda 11 kişi öldü, 18 kişi yaralandı.
1 şubat 1994'te Bakü demir yolu istasyonunda Kislovodsk-Bakü seferini yapan yolcu trenine yapılan bombalı saldırı sonucunda 3 kişi öldü, 20 kişi yaralandı.
13 Nisan 1994'te Rusya'nın Dağıstan Alevi istasyonunda Moskova-Bakü seferini yapan yolcu trenine yapılan bombalı saldırı sonucunda 6 kişi öldü, 3 kişi yaralandı.
Bunların yanı sıra ASALA terör örgütünün yurt dışında yaşayan Dışişleri personelimize gerçekleştirdiği onlarca kanlı cinayet hala zihinlerimizdedir. Ermenistan bu cinayetleri işleyen teröristleri, Ermenistan'da kahramanlar gibi ağırlamaktadır. Orli Havaalanına yapılan saldırının sorumlularından Varujan Karapetyan, Fransa tarafından, Soykırım Yasası kabul edilmeden bir gün önce salıverilmiş, kendisine Ermenistan'da her türlü imkân sağlanmıştır. Bu, onlarca örnekten yalnız birisidir.
Dikkatli gözlerin fark edeceği bir husus Hocalı Soykırımının yukarıda saydığımız olaylar arasında yer almadığıdır. Hocalı Soykırımının ayrıca ele alınması ve tartışılması gerektiğini düşündüğümüz için böyle bir yol seçilmiştir.
Hocalı, Azerbaycan'ın Karabağ bölgesinde, stratejik öneme sahip bir yerleşim merkezidir. 26 şubat 1992 tarihinde, yaklaşık 7000 nüfusa sahip olan Hocalı kentini ele geçirmek isteyen Ermeniler 20. yüzyılın gördüğü en vahşi katliamlarından birini gerçekleştirmişlerdir. Hocalı Soykırımına tanık olan, Soykırım Yasasını çıkartan Fransa'nın vatandaşı bir Fransız yazar olan Jean Ive Yunet, bu olayı, II. Dünya Savaşındaki Alman faşistlerinin yaptıklarının bir adım ötesinde bir vahşet olarak tanımlamaktadır. Resmi rakamlara göre 83'ü çocuk, 106'sı kadın toplam 613 kişi acımasızca katledilmiş, yüzlerce kişi ağır yaralanmış, binin üzerinde Azeri esir alınmış ve çok ağır işkencelere maruz bırakılmıştır.
Hocalı katliamının en can alıcı noktalarından biri, çok az kimsenin seslendirmeye cesaret ettiği bir gerçek, Hocalı Soykırımından birinci derecede sorumlu olan kişinin şu anda Ermenistan Devletinin başında bulunan Koçaryan olduğudur.
Bütün bu saydıklarımızın 10'da birini bir Müslüman ülke Hristiyan bir ülkeye yapsaydı, dünyanın bir numaralı terörist devleti olurdu. ışte bu, Batının ikiyüzlülüğünün onlarca kanıtından biridir. şimdi, “hepimiz Ermeniyiz” sloganını eleştirdiğimiz için, aman ne var bunda diyenler, yüzleri kızarmadan Azeri kardeşlerimizin gözlerine bakabilecekler mi merak ediyorum doğrusu.
Ülkemizden de bu ikiyüzlülüğe alet olanların çıkması bizleri kahrediyor. Türkiye-Ermenistan ile ilişki kurmalıymış, tarihiyle yüzleşmeliymiş. Daha 15 sene önce yaşanan bir soykırımı görmezden geleceğiz, ama 90 yıl öncesinde Ermenilerin sebep olduğu bazı olaylardan kendimizi sorumlu tutacağız. Eğer 90 yıl öncesine ait bir hesap kaldıysa bu da Ermenilerin katlettiği yüz binlerce Türk'ün hesabıdır. 90 yıl öncesine gidecek olursak Ermeniler bu hesabın altından kalkamazlar.
Bu arada yeni bir gelişmeden de bahsetmek gerekmektedir. Bazı köşe yazarlarının Ermenistan ile Diaspora'yı ayrıştırarak Ermenistan ile iyi ilişkiler kurmak yolundaki önerileri de suya düşmüştür. Çünkü Ermenistan, Diaspora Ermenileri için çifte vatandaşlık kanunu çıkartmıştır. Bu Diasporanın da seçimlerde oy hakkı olması ve Ermenistan'ın politikalarında ağırlığını artırması demektir. Üstelik Diaspora Ermenilerinin Ermenistan nüfusunun iki katı kadar olduğu düşünülürse bu ağırlığın nasıl artacağı daha iyi kavranabilir.
Türkiye Ermenistan'la iyi ilişkiler kurmalıdır diyenler, bunun Türkiye teröristlerle iyi ilişkiler kursun anlamına geldiğini bilmek durumundadır. Türkiye, terörist bir devletle ilişki kurmamalıdır. Koçaryan adlı teröristin devlet başkanlığından uzaklaştırılarak, Hocalı Soykırımından yargılanması sağlanmalıdır. Ermenistan soykırım iddialarından vazgeçmeli, işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çekilmeli, Kars Anlaşmasını tanımalı ve anayasasında Türkiye'den Batı Ermenistan diye bahseden ifadeyi değiştirmelidir. Ancak bunlar yapıldıktan sonra Türkiye'den Ermenistan ile iyi ilişkiler kurması beklenebilir.
Türkiye'yi bağlı oldukları iktidarlar çerçevesinde yönlendirmeye kalkan aydınımsı köşe yazarları, Batılılaştırıcı liberal aydınlar maalesef Türkiye'yi uçuruma sürüklemekten çekinmemektedir.
Türk Gençliği bu tuzaklara karşı uyanık olmalı, ilim ve irfanın rehberliğinde, Türkiye'yi hak ettiği güzel günlere eriştirebilmek için var gücüyle çalışarak, Cumhuriyetin yüzüncü yılında Lider Ülke Türkiye hedefini gerçekleştirmelidir. Lider Ülke Türkiye hedefi, Anadolu'ya hapsedilmiş, kadük bir Türkiye'yi değil, Dünya Türklüğü ile kucaklaşmış bir Türkiye'yi ifade eder.
Dünya Türklüğü ile kucaklaşmak Türkiye dışındaki kardeşlerimizin kederleriyle kederlenip, sevinçleriyle sevinmek demektir.
ışte bu yüzden;
Bugün, 26 şubat 2007, Hocalı Soykırımının 15. yıldönümü! Unutmadık, unutturmayacağız!
Mehmet Muzaffer Kılıç
Bu olaylar, Hatem Cabbarlı'nın Ermenistan ve Terör başlıklı makalesinden derlenmiştir.
|