Forum Ana Sayfa Forum Ana Sayfa > Serbest Paylaşım Alanı > Haberler
Son 25  Tema Seç   Aktif Konular Aktif Konular Aktif Kullanıcılar
  Oyun   İletişim / Reklam   Yardım Yardım  Forumu Ara   Kayıt Ol Kayıt Ol  Giriş Giriş

Köşe Yazıları - 2010

 Yanıt Yaz Yanıt Yaz Sayfa  123 10>
Yazar
Mesaj
  Konuyu paylaş Paylaş  Konu Arama Konu Arama  Konu seçenekleri Konu seçenekleri


Misafir
Selçuk üniversitesi - Misafir
Misafir
Misafir
  Alıntı Misafir Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Konu: Köşe Yazıları
    Gönderim Zamanı: 06/Eylül/2009 Saat 02:32

Arkadaslar begendiginiz,ilginç buldugunuz köse yazilarini yazarlariyla birlikte bu baslik altinda paylasabilirsiniz..
Teşekkür Edenler:fahrettin, birikiüç,
Bu kullanıcı gerçek bir kullanıcı değildir. Forumdan üyeliği silinenlerin mesajları misafir kullanıcısı üzerine geçer.


Misafir
Selçuk üniversitesi - Misafir
Misafir
Misafir
  Alıntı Misafir Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 06/Eylül/2009 Saat 02:34
  Pelin Batu
Islami Amsterdam
04.09.2009 18:39

Geçenlerde bir arkadasim, yeni bir modadan bahsetti: Umre'de alem yapma modasindan!
Isin arkasinda yatan düsünce suymus: Umre'deyken günahlarinizdan ariniyorsunuz, orada yaptiginiz hersey mübah sayiliyor ya, oraya gidince normalde yapamadiginiz, yapmaktan korkugunuz herseyi bir güzel yapiyorsunuz...
Böylelikle, suçluluk duygunuz hayatinizi cehenneme çeviriyorsa, ondan bir sekilde kurtulmus oluyorsunuz ya da aykiri birsey yapmanin verdigi hazzi tadiyorsunuz...

Bütün bunlar konusulurken, son günlerde olup bitenleri düsündüm.
Gazetecilerin Umre dizilerini ve onlarin üzerinden kopan elestirileri,
ve daha da komigi, kimi gazetelerde Umre’ye giden “ünlü listelerini” gözden
geçirdim...
“Umre'ye gidince kirlerimden ariniyorum” “Umre’den sonra su parçayi besteledim” cümleleri kafamda yüzerken, o kafanin karistigini farkettim...
Herseyin cicigini çikarttigimiza göre, bu duyduklarima sasirmamam gerek,
ayrica kimseyi yargilamanin da bir alemi yok...
Bir adam Umre'ye giderek dini görevini yerine getirdigi için huzura kavusuyorsa,
bir dinsiz orada ilahi güçler hissedip yükseliyorsa, hatta ve hatta, orada olmanin verdigi güçle bir adam asik oldugu adama daha bir baglaniyorsa, ne ala bile diyebiliyorum- Heyhat, bütün bu olup biten fantazi-turizm çoskusunda beni feci rahatsiz eden birsey var.
Umre'nin bir Las Vegas seyahatine dönüsmesi bana tuhaf geliyor.
Din savunuculugu yapacak degilim, ama artik din gibi son derece kisisel bir seyin bu kadar magazinlesmesi beni bile rahatsiz ediyor.
Umre fantazi trendini dinlerken duyduklarima inanamiyorum...
Sonra arkadasim güzel bir soru patlatiyor:
“Neden Amsterdam’a gitmiyorlar?”
Cevabi basit,  Amsterdam 80‘lerde “In” idi.
Artik yeni modalar var!

pbatu@haberturk.com



Düzenleyen atess - 06/Eylül/2009 Saat 02:35
Bu kullanıcı gerçek bir kullanıcı değildir. Forumdan üyeliği silinenlerin mesajları misafir kullanıcısı üzerine geçer.


Misafir
Selçuk üniversitesi - Misafir
Misafir
Misafir
  Alıntı Misafir Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 06/Eylül/2009 Saat 23:27
Medyanin üstündeki karabulut      
Köşe Yazıları Köşe Yazıları
 
Oldum olasi sokak saticilarinin gözde ürünü, “aglayan çocuk” posteridir.

Nereli oldugunu, ne derdi oldugunu bilmedigimiz bu mutsuz oglan, yillardir tombul yanaklarina süzülen inci gözyaslariyla bize bakar, iç çeker aglar.

Yillar önce Murat Belge, posteri çözümlerken “aglayan çocuk”a gösterdigimiz ilginin, bilinçdisi suçluluk duygumuzdan kaynaklandigini yazmisti.

Suçluluk”, çocuklarimiza karsi çelisik davranislarimizdan kaynaklaniyordu:

Bir yanda kati disiplin… baski…

Diger yanda gevseklik, laçkalik… “Bizi rahatsiz etmesin de ne yaparsa yapsin” tavri…

Belge’ye göre poster, bilinçaltimizdaki vicdan azabinin yatistirilmasina hizmet ediyordu.

 

* * *

 

Münevver Karabulut, güncel bir “aglayan çocuk” posteri gibi gazetelerin bas sayfalarini “süslüyor” her gün…

Üstelik yaninda bir de “aglayan baba” posteri hediye...

Bakmaya, izlemeye, konusmaya doyamiyoruz.

Acaba sürekli onlara bakmak ve habire kulak mememizi çekistirip tahtalara vurmak da içten içe bir “aglayan çocuk posteri” islevi görüyor mu?

Ebeveynlerin evlatlariyla iliskisindeki, medyanin çocuklara bakisindaki çarpikligin vicdan sizisini dindiriyor mu?

 

* * *

 

Trajik bir cinayet haberi olarak baslayan öykü, giderek bir toplumsal cinnet temsiline dönüstü.

Basta “Fakir kiz-zengin oglan”in felaketle biten iliskisi ile kizini mahveden zengin dünüründen intikam almaya çalisan babanin hikayesi, hepimiz için tanidik bir yerli diziydi.

Ama sakiz olup çignendikçe “yersiz bir dizi”ye dönüstü.

 

* * *

 

Öykünün ibretlik boyutlariyla ilgilenmedik:

Mesela gençler arasindaki iliskilerin sizofrenik yaniyla..

Mesela salondaki ebeveyn dünyasiyla yan odadaki çocuk dünyasi arasindaki uçurumla…

Mesela kudret sahiplerinin polis üzerindeki tahakkümüyle…

Çocuklarina silah egitimi vermekle övünen polis sefinin, çocugunu siddete kurban vermis acili babayi tehdit etmesiyle…

Öykünün dikenli alanlarina girmedik pek…

Kafasi kesilen güzel kiz ve onun acili babasi yeterliydi.

Yaptigimiz haberler babayi çildirtma noktasina getirince de, yarattigimiz kahramanin çaresizce öpmek istedigi elimizi geri çekip “Hiç yakisiyor mu, çok ayip”la “Vah vah kafayi yedi adamcagiz” arasinda bir yere mevzilendik.

 

* * *

 

Iletisim kuramcisi Neil Postman’in taktigi isimle, “Öldüren eglence” bu...

Dramatik olaylar, popüler medyanin elinde özünden kopup gösteriye ve eglenceye dönüsüyor.

Oysa Istanbul’da “altin vurus”la ölen Begüm’ün öyküsünde, uyusturucu kullanma yasinin nasil olup da 7’ye kadar düstügünü inceleme firsati var.

Mersin’deki islahevinde 13 çocuk tarafindan dövülerek öldürülen 16 yasindaki Yasin’in drami, bizi “islah” metotlarimizi sorgulamaya davet ediyor.

Güneydogu’da teslim olan eylemciler cezadan kurtulurken polise tas atan çocuklara 11 yil ceza verilmesi, nerede hata yaptigimizi görme sansi veriyor.

Ama bu kadar derine inmeye niyetimiz, vaktimiz, naktimiz, ekibimiz yok.

O yüzden çogu gazete ve TV, kapsamli dosyalar, zihin açici arastirmalar yerine eglendirici haberler sunuyor.

Kahramanlar sisirip tek hamlede söndürüyor.

Bize de “aglayan çocuk” fotografina bakip, babasinin gözyaslarina aciyip, vicdan sizimizi dindirmek kaliyor.

 Can Dündar

 


Düzenleyen atess - 06/Eylül/2009 Saat 23:28
Bu kullanıcı gerçek bir kullanıcı değildir. Forumdan üyeliği silinenlerin mesajları misafir kullanıcısı üzerine geçer.


Misafir
Selçuk üniversitesi - Misafir
Misafir
Misafir
  Alıntı Misafir Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 06/Eylül/2009 Saat 23:33

 
Köşe Yazıları

 ALI ÇOLAK

a.colak@zaman.com.tr

Bir hakikat kalmasin âlemde nihan!

 
 
Itiraf edeyim, benim bu tür kitaplara karsi zaafim var! Edebiyatçilarin hayatina dair her olay, hatira yahut rivayet beni heyecanlandirir. Bunlari anlatan kitaplarla karsilasirsam, mücevher bulmus gibi sevinirim.

Hikmet Feridun Es'in 1944-1946 yillari arasinda Aksam gazetesinde "Tanimadigimiz Meshurlar" basligiyla yayimlanan yazilarinin, arayip durdugum sayisiz mücevheri sakladigini nereden bilecektim! Selçuk Karakiliç, "Bir hakikat kalmasin âlemde Allah'im nihan!" düsüncesiyle, bu yazilari, dipnot ve açiklamalar da ekleyerek kitaplastirdi. Kitap, "Tanimadigimiz Meshurlar" adiyla Ötüken Nesriyat'tan çikti.

Simdi bu kadar önemli yazarin, sanatçinin, devlet adaminin hayatina dair hiç de azimsanmayacak olay, hatira ve ayrintidan bunca sene habersiz olusumuza mi yanalim, Hikmet Feridun Es'in bu kadar bilgiyi, hatira ve rivayeti nasil derleyebildigine mi sasalim! Yoksa geç de olsa böyle bir kitaba sahip oldugumuza sevinelim mi?.. En iyisi sevinelim; bitirmekten korkarak yavas yavas okuyalim ve o 'meshur' hayatlarin hatiralari arasinda gezinmenin saadetini yasayalim.

Hikmet Feridun Es'in tükenmez bir enerjiyle hayatlarinin kuytuda kalmis yanlarini ortaya çikardigi 'meshurlar' arasinda kimler mi var? Hüseyin Rahmi, Semsettin Sami, Muallim Naci, Tevfik Fikret, Mithat Pasa, Recaizade Ekrem, Sami Pasazade Sezai, Nigar Hanim, Osman Hamdi Bey, Haci Arif Bey, Resneli Niyazi, Leylâ Hanim, Marko Pasa, Ahmet Vefik Pasa, Aktör Sadi gibi çogu edebiyatçi olmak üzere sanatçi, bürokrat, devlet adami 22 isim...

Hikmet Feridun Es'in yaptigi, her nesilde tekrarlanmalidir. Böylece yazarlarin, sanatçilarin 'yazilmamis' hayatlari unutulup gitmeden kayda geçirilir. Simdilerde nehir söylesilerle 'meshur'larin hayatina dair pek çok sey kitaplasiyor. Fakat kendisiyle konusulan ve bunun yayinlanacagini bilen bir yazar, sanatçi ya da politikaci yasadiklarinin, bildiklerinin ne kadarini anlatir? Hikmet Feridun Es, 'meshur'larin çocuklarini, eslerini, torunlarini, akrabalarini, hatta hizmetçilerini konusturarak hayli kabarik bir malzeme toplamis ve bunu itinayla yaziya aktarmis.

Hikmet Feridun Es hakli. "Mark Twain'in misafirlige giderken kravat takmayi unuttugunu, filanca Fransiz romancisinin kaç kere düello ettigini biliriz de bizimkilerden haberimiz yoktur." Mesela Türk okuru, Hüseyin Rahmi'nin disari çiktiginda neden daima eldiven taktigini, neden günde on-on bes defa elini, birkaç defa ayaklarini yikadigini, hangi tür filmleri sevdigini, Ada'dan Istanbul'a geldiginde nerelerde yemek yedigini bilmek istemez mi? Elbette ister ve daha çogunu. Es'in kitabindan, Hüseyin Rahmi Bey'in reçel yapmaya bayildigini daha çok mürdüm erigini tercih ettigini, dügme dikmeyi sevdigini, geceleri gözüne uyku girmedigini, öldügünde geride bir bohça eldiven, ve bir sürü takke biraktigini ögreniyoruz ki bunlar yabana atilir bilgiler degil.

Semsettin Sami'nin bütün yazilarini geceleri mum isiginda yazdigini da ben, 'Tanimadigimiz Meshurlar'dan ögrendim. Tevfik Fikret'in talebelik yillarinda namaz kilip oruç tuttugunu, Marko Pasa'nin gerçekte Sultan Aziz ve Abdülhamid devrinde yasamis, bir ara sarayin sertababetinde bulunmus, Tibbiye Mektebi Nazirligi da yaparak 1888'de dünyasini degistirmis olan Marko Apostolidis oldugunu, Sair ve Bestekâr Leyla Hanim'in, 18 yasinda, Izmir Valisi olan babasinin katibi olan Sirri pasa ile evlendigini ve Sirri Pasa'nin da sair oldugunu da bu kitabi okumadan önce bilmiyordum.

Bizim için aslolan, elbette bir yazarin kaleminden çikan metinlerdir. Onun degerini yazdiklari belirler. Fakat hayati, sanattan bütün bütün ayri düsünmek neredeyse imkansizdir. Çok tartisilan bu meselede ben, sanatçinin hayatinin eserinden ayri; ama bütün bütün ihmal edilmemesi gereken bir yerde ve daima elimizin altinda durmasi gerektigini düsünürüm. Ve biz okurlar, usta yazarlarin hele pek sevdigimiz sairlerin, romancilarin, öykücülerin hayatindaki her kivrimi, en küçük bir kagit parçasini, bir ask hatirasini, yürüdükleri yolu, durup gökyüzüne baktiklari yeri bilmek, görmek isteriz. Bu siirleriyle, öyküleriyle kurdugumuz o kusursuz dünyayi zedelemez, aksine onun siiriyetini artirir.

Hikmet Feridun Es, uzun gazetecilik hayatinda benzersiz röportajlara yapmis, gazetelere tiraj 'patlamasi' yasatmisti. Fakat bir yani hep edebiyata açikti. Meraki, görev bilinci ve kurdugu iliskiler sayesinde kiskanilacak isler ortaya çikardi. Ona gipta ederken, artik böyle gazetecilerin soyunun tükenmis olusuna da yanmadan edemiyor insan.

***

HAFTANIN KiTAPLARI

1. Türkiye'de Kültür Politikalarina Giris - Serhan Ada, H. Ayça Ince (Istanbul Bilgi Ün. Yay)

2. Kötü Bir Yilin Güncesi - J. M. Coetzee (Can Yayinlari)

3. Katakofti/Sekizli Muamma Hikaye - Gökdemir Ihsan (Simurg)

4. Osmanli Toplumunda Aile - Ilber Ortayli (Timas)

5. Kültür ve Direnis / David Barsamian'la Konusmalar - Edward Said(Agora Kitapligi)

a.colak@zaman.com.tr



Misafir
Selçuk üniversitesi - Misafir
Misafir
Misafir
  Alıntı Misafir Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 06/Eylül/2009 Saat 23:35

Amerika skor istiyor

 
Acaba bu açilimlarin üst basligi “Obama açilimi” mi? Yeni Amerikan Baskani’nin Meclis’te konusmasinin üzerinden 5 ay bile geçmedi.
Ne demisti Obama:
ABD, petrol ve dogalgaz alanindaki Dogu-Bati koridoru rolünüzü destekleyecek.”
Ayagi ugurlu geldi:
Baskan gittikten 3 ay sonra
Nabucco projesi imzalandi.
Ne demisti?
PKK’ya karsi mücadeleniz, Kürt nüfusun egitimi, firsat esitligi ve demokrasiyi gelistirme yönündeki çabalarinizla güçlenecek.”
Allah söyletti:
O gider gitmez “Kürtlere
açilim paketi” gündeme geldi.
Ne demisti:
“ABD,
Türkiye-Ermenistan iliskilerinin normallesmesini destekliyor. Sinirin açik olmasi iki ülkenin yararina olacaktir.”
Istedigi oldu:
Simdi de
Erivan’la iliskileri normallestirme süreci basliyor; sinirin açilmasina hazirlaniliyor.
* * *
Ben o konusmada Obama’nin “bir basketbolsever olarak”
Hido ve Mehmet Okur’u övmesini de çok sevmistim.
Biliyorsunuz; Amerikalilar futbolcu degil, basketçidir.
Bunun nedenini, dostum Tanil Bora mükemmelen özetlemistir. Der ki:
Amerikali, futbol degil basketbol sever, çünkü;
- Bir defa beraberlik sevmezler. Taraflar varsa mutlaka bir kazanan olmalidir.
- Rugby gibi kiran kirana oyunlari seven Amerikali için, en küçük temasin cezalandirildigi futbol, bir ‘kiz oyunu’dur.
- Amerikali skorcudur. Basketbol liginde 100 sayinin altinda kalan takimi ayiplayanlar için az gollü futbol sikicidir.
- Futbolun derby devlerinin ezeli rekabeti, tarihsel köklere dayanir. ‘Yeni kita’nin kültüründe olmadigi gibi sporunda da böyle tarihsel izdüsümleri yoktur.  Onlar tarihle degil, güncelle ilgilidir.”
* * *
Böyle bakinca,
Amerika’nin, Ortadogu’nun uçan hali sahasinda asirlardir berabere devam eden sünmüs, kangren olmus meselelerden nasil sikildigini, ayagina dolasan bu kan davalarindan hemen kurtulmak ve enerji sahalarina acilen boru dösemek için nasil pratik çareler aradigini kestirmek zor degil.
“Niye öyle küs duruyorsunuz canim; barisin, ikiniz de kazanin” tarzi pragmatik ve skorer yaklasimlar, sadece Türkiye’de degil, Ortadogu’nun kadim küskünleri arasinda da
taraftar buluyor Obama zoruyla.
Bazen ise de yariyor. Yillar yili çözümsüzlügü iktidarina yastik yapip beraberligin rehavetinde pinekleyenlerin yataklari sarsiliyor. Uzlasma arayislari basliyor. Diyalog kapilari açiliyor. Çözüm umutlari yeseriyor.
O açidan, yeni yabanci antrenörümüzün verdigi taktiklerle tempo kazanip, futboldan basketbola ve sonuç almaya dönük bir oyun tarzina geçmemiz, hiç de küçümsenecek is degil.
Önemli olan, beraberlige razi, himbil, ürkek oyun kurucularimizin, kiran kirana bir kader maçinin temposuna ne kadar dayanacaklari...
Rakipleriyle tarihsel husumetlerini kolayca unutup “Dünü birak, yarina bak” anlayisina varip varamayacaklari...
Ve asil önemlisi, düdük çaldiginda mutlaka bir galibi olacak bu yeni oyunda, maglubiyeti hazma hazir olup olmadiklari...
* * *
Evet, yeni teknik adamla Amerikan tarzi bir oyuna “açiliyor”, forma, lig, kural degistiriyoruz.
“Kale” küçülecek; potaya boyumuz yetmeyecek, dar alanda daha az oyuncuyla kisa paslasmalar olacak.
Baski artacak, buna mukabil faul düdügü daha az çalacak.
Tempo hepten hizlanacak.
Insallah bir yerimizi kirmadan, oyunu yarida birakmadan, takimi dagitmadan bitiririz.
 
 
Can Dündar


Düzenleyen net-muratt - 06/Eylül/2009 Saat 23:35


Misafir
Selçuk üniversitesi - Misafir
Misafir
Misafir
  Alıntı Misafir Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 06/Eylül/2009 Saat 23:36
Kültür ve Direnis / David Barsamian'la Konusmalar - Edward Said(Agora Kitapligi)
bu kitabi ariyorum ama bulamadim burda,edward said kitapyurdun dan bulurum umarim..
Bu kullanıcı gerçek bir kullanıcı değildir. Forumdan üyeliği silinenlerin mesajları misafir kullanıcısı üzerine geçer.


Misafir
Selçuk üniversitesi - Misafir
Misafir
Misafir
  Alıntı Misafir Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 06/Eylül/2009 Saat 23:38


Misafir
Selçuk üniversitesi - Misafir
Misafir
Misafir
  Alıntı Misafir Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 06/Eylül/2009 Saat 23:39
Orjinalini yazan: net-muratt

online siparis verebilirsin nihal :)

http://www.kitapdenizi.com/kitap/30192-Kultur-ve-Direnis-David-Barsamian-la-Konusmalar.aspx
Bu çok iyi oldu iste,tesekkürler murat:)
Bu kullanıcı gerçek bir kullanıcı değildir. Forumdan üyeliği silinenlerin mesajları misafir kullanıcısı üzerine geçer.


Misafir
Selçuk üniversitesi - Misafir
Misafir
Misafir
  Alıntı Misafir Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 07/Eylül/2009 Saat 03:26
Efsanelerin Ölümü Birbirine Benzer
 
Efsaneler birbirine benzer. Birinden bahsetmek hepsinden bahsetmek demektir. Çünkü hepsinin düsü ile gerçegi, imaji ile hakikisi arasinda derin bir uçurum vardir, o uçurumda bogulur giderler. Bu yüzden ölümleri de az çok aynidir. Ben daha eski bir efsanenin ölümünden bahsedecegim simdi. Greta Garbo.

“Simdiye dek yasamis en güzel kadin” olarak söz edilir kendisinden. Efsane! Ama Greta tam da kendi efsanesidir ve bu efsane sessizdir. Sessiz sinemanin parlattigi yildizlardan biri olarak her mana onda bir yüz ifadesine yüklenir. Bakis, bakistan fazlasidir. Tebessüm, gözyasi, öfke, dudak kivrimi kendi ifade ettiklerinin sinirini asarlar fazlasiyla. Sözün desteklemedigi bir sinema dilini, bu abartili ifadeyi sesli sinemaya geçtikten sonra bile terk etmez Greta. Sesli film çekmesi o kadar önemli bir olay olur ki, “Garbo konusuyor!” Öyle ya, “Bir efsane olmaya yazgili kahramanin simsiki örtülü biçak sirti dudaklari arasindan bir sözcük çiktigi hangi masalda yazilidir?” Susmali ki hayranlari onu istedikleri gibi kurgulasin. Çünkü bir tapinç nesnesine ihtiyaç duyan hayranlar dünyasi hem dokunmak ister hem de dokundugunun dokunulmaz olmasini ister. Yani bir imaj. Burada Greta’ya düsen, basit bir seçim yapmaktir sadece. Ya dokunularak her fani gibi etten kemikten oldugunun bilinmesine riza gösterecektir ya da dokunulmaz uzakliginda varligini sürdürecektir. O da öyle yapar. Oyunu kuralina göre oynar ve bir efsaneye dönüsüverir.

Hayranlarinin bir tanriçaya ihtiyaci oldugu kadar o da bir tebaaya mi muhtaçtir ki acemilik yillari hariç, fotograf imzalamayan, hayran mektuplarina cevap yazmayan, röportaj vermeyen Greta, filmlerinin galalarina bile katilmaz. Bir efsaneyi yasatmanin en fazla da yalniz kalmak anlamina geldigini en iyi bilenlerdendir o, uzak ve dokunulmaz olmak tanriçalara biçilen ilk roldür çünkü.

Efsanesine biçilen onca rol arasinda Anna Karenina’larin en güzelidir o, en unutulmazi. Çünkü onun oynadigi bir Anna Karenina, Greta Garbo’nun oynadigi bir Anna Karenina’dir artik. Rolünün üzerinde durmasina kosullandirilmis bir star olarak Greta her role uyan bir oyuncu degildir gerçi, ama ona uygun roller de eksik degildir ki. Mata Hari ile benzer saibeleri içeren bir hayatin sahibesi oldugu için “Mata Hari” onun sirtinda soluk kesici bir elbise gibi durur, oynadi mi yasadi mi kimseler bilmez.

Ancak gözleri kör eden bir star isiginin altinda kendisi olamamak da Greta’ya iliskin bir nakarati sarki tinisinda tekrarlar durur. Efsanesi büyüdükçe o efsaneyi beslemek istegi, bir sürü kural koymasina sonra koydugu kurallarin altinda günden güne yok olmasina sebebiyet verir. Greta gerçeginden çok düsü, sahisinden çok efsanesidir artik ve olusturdugu imajin altinda kalmistir çoktan. Çünkü olusturdugu imaj, gerçeginin yarisa katilmasina izin vermeyecek denli gerçek üstüdür. Greta yarisamayacagi kendi imajinin agirligi altinda kendi üzerine çöken bir yildiz gibi bir kara delige dönüsürken, en fazla da kendisini çeker yalnizliginin karanligina. Imajiyla gerçegi arasinda açilmaya baslayan mesafeyi kabullenmek, “dünyanin en güzel kadinindan” günbegün, sevimli bir büyükanneye dönüsmeyi hazmetmek onun harci degildir. O da efsanesini korumayi yegler. Hatirlandigi gibi kalmak mümkün olmadigina göre hatiralarda kalmayi seçer. Bir daha görüntü vermez, kameralari kendisine yaklastirmadigi gibi sokaga da çikmaz neredeyse. Imajin gerçegi rehin almasidir bu. Oysa sinemayi biraktigi zaman daha 36 yasindadir.

Bir starin kendisinden üretilen imajinin ne denli tutsagi olabilecegini göstermesi bakimindan trajik bir örnektir o. Güzellik, suçsa da suça çagriysa da, Greta cürmün ilk elden zanlisidir. Cezaî müeyyide? Kolay degildir dünyanin gelmis geçmis en güzel kadini olmak, bedeli ödenmistir.

Agir bir bedeldir bu. Fakat filmi bir de geri saralim. Basarmistir istedigi seyi. Hiçbir yeni aynanin derinligine görüntüsünü düsürmedigi için hep son göründügü gibidir ve yansimadigi perdelerde bitmeyen bir filmdir Greta. Hâlâ!

Nazan Bekiroglu
Bu kullanıcı gerçek bir kullanıcı değildir. Forumdan üyeliği silinenlerin mesajları misafir kullanıcısı üzerine geçer.


Misafir
Selçuk üniversitesi - Misafir
Misafir
Misafir
  Alıntı Misafir Alıntı  Yanıt YazCevapla Mesajın Direkt Linki Gönderim Zamanı: 07/Eylül/2009 Saat 20:58
Can Dündar
Amerikan salatasi

7 Eylül Pazartesi 2009

Aziz Nesin, Yön dergisinde yazmisti. 4 Aralik 1945 günü Tan matbaasi basilmis.
5 Aralik 1945’ten itibaren
Istanbul’daki restoranlarin menülerinden “Rus salatasi” adi silinmis.
Yerine “
Amerikan salatasi” yazilmis.
“Bu, ‘komünizmle mücadele’ adi altindaki bir budalalik dönemidir” demisti Nesin...
Usta yazar, o dönem sürekli polis takibi altinda tutulmus, “Rus usagi,
komünist ajan” olmakla suçlanmis, hayli hirpalanmisti.
* * *
Aradan 65 yil geçti; duvar yikildi; “düsman”in adi degisti, ama polis ayni polis, kafa ayni kafa...
Önceki günkü Milliyet’te
Ergenekon iddianamesi eklerinden bir “teknik takip raporu” yayimlandi.
Organize Suçlarla Mücadele Sube Müdürü’nün imzasini tasiyan 4 sayfalik raporda polis takibine girenlerle ilgili önemli suçlamalar var. Bir kisminin çok ciddi oldugu anlasiliyor.
Ama arada söyle bir cümle dikkat çekiyor:
“Amerikan Büyükelçiligi ile gizli kapakli toplantilara katilmistir.”
Kim?
Mustafa Balbay...
Nasil “gizli” toplanti yapmis?
Olay su:
Cumhuriyet’in Yazi isleri Müdürü,
Ilhan Selçuk ile telefonda konusurken “Amerikan Büyükelçisi bugün dar bir yemek veriyormus. Balbay da su anda büyükelçinin masasinda sarap içiyor. Bakalim ne çikacak” demis.
Bu konusma teknik takibe takilmis. (Hatta dinleyen polis “Balbay” yerine “Albay” yazmis. Belki de örgütün askeri kanadinin enselendigi sanilmis!)
Ilhan Selçuk’a hem Emniyet’te hem Savcilik’ta bu toplantiyi sormuslar. O da, “Balbay
Ankara temsilcisidir. Büyükelçilerle görüsmesi normaldir” cevabi vermis.
Sonra Savcilik ayni soruyu Balbay’a sormus:
Balbay da o toplantida Milliyet, Zaman, Referans gazetelerinin Ankara temsilcilerinin de bulundugunu söyleyip neler konusuldugunu anlatmis. Büyükelçi’den özel demeç alip mansete tasidiklarini söylemis.
* * *
Yine tekrarlayalim:
“Ergenekon”,
Türkiye’nin kaderini etkileyen tehlikeli bir suç örgütü... Ancak yürütülen dava, o örgütün davasi mi, ondan çok emin degilim.
Baksaniza, dava dosyasindan habire soguk savasin “budalalik dönemi”ne özgü mizah malzemeleri çikiyor.
Balbay’in
darbe meraklisi askerlerle temasi, gazetecilik sinirlarini asmis olabilir; ama diger Ankara temsilcileriyle birlikte Amerikan elçisiyle bulusmasinin, polisin takip raporuna “Amerikan elçiliginde gizli kapakli toplantiya katildi” diye kaydolmasi komik...
Hem onlar “Avrasyaci” degil miydi?  Öyle oldugu için
ABD tarafindan tasfiye edilmiyorlar miydi?
Ne isleri var Amerikan elçiliginde...?
Örgütün arkasindaki Amerikan parmagi, Özel Harp Dairesi’nin bütçesinde, kontrgerillaya yollanan silahlarda,
okyanus ötesinde açilan yargisiz infaz ve iskence kurslarinda aranmiyor da, basinla sohbet toplantilarindan suç çikarilmaya çalisiliyor.
Türkiye’nin yakaladigi aklanma firsati, baska siyasi hirslar ugruna heba ediliyor.  
* * *
Bugün Ergenekon davasi yeniden basliyor.
Yillar yili Sovyet elçiligi önünde bekleyen polis artik Amerikan elçiligi önünde sotaya yattigina göre menülerde bir
açilim yapip Rus salatasina orijinal adini iade etmenin zamanidir.
“Amerikan salatasi” ismi, bu haliyle daha çok Ergenekon davasini çagristiriyor.
Bu kullanıcı gerçek bir kullanıcı değildir. Forumdan üyeliği silinenlerin mesajları misafir kullanıcısı üzerine geçer.
 Yanıt Yaz Yanıt Yaz  Yazdır - Köşe Yazıları Sayfa  123 10>
Foruma En Son Mesaj Yazılan Konular - Yorum yazılan son 100 konu
Konu
Yazan
Tarih ve Saat
Okunma
Cevap
Forum Kategorisi
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın veteriner fakültesi öğrencileri yok mu?naureuBugün * 13:251518129Selçuk üniversitesi 2010-2011
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın mrbmaestro...Bugün * 13:2424918Tanışalım - Kaynaşalım
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın KPSS'de 10 bin dolara soru satılmışyeliz:)Bugün * 13:131469Haberler
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın Üçüncü Tekil Şahısa Bir Not Yazyeliz:)Bugün * 13:11130151029Oyunlar ve Forum oyunları
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın Mobil imzayı at, iPad'i kapRuzgar_GuluBugün * 13:0990Cep Telefonu
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın Turkcell'den HP Pavilion kampanyasıRuzgar_GuluBugün * 13:0850Bilgisayar ve internet
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın Geçmişi silmek neredeyse imkansız!Ruzgar_GuluBugün * 13:0750Bilim - Teknoloji
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın Samsung Galaxy Tab huzurlarınızda!Ruzgar_GuluBugün * 13:0620Cep Telefonu
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın Artık herkes 3D film çekebilecekRuzgar_GuluBugün * 13:0530Bilim - Teknoloji
Konuyu Görüntülemek İçin Tıklayın Bırakın evinizi robotunuz temizlesin!Ruzgar_GuluBugün * 13:0460Bilim - Teknoloji

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums® version Private Edition
Copyright ©2001-2008 Web Wiz

Bu Sayfa 0,109 Saniyede Yüklendi.
program oyun arşivi nedir nasıl yapılır selçuk oyun siteleri Notebook Pil Notebook Servis Fimo hamuru
İçerik sağlayacı paylaşım sitelerinden biri olan forumselcuk.com sitesinde TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
forumselcuk.com hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler infoforumselcuk.com adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili işlem yapılacak ve size dönüş yapılacaktır.